Mindfulness uygulamalarında meditasyon önemli bir yere sahip. Ancak; mindfulness yani bilinçli farkındalık, meditasyonun çok daha ötesinde bir olgu. Mindfulness, bir derin düşünme ya da zihni düşüncelerden uzaklaştırma süreci değil. Aslında, mindfulness meditasyonu Budist bir anlayış olan Vipassana’ya dayanıyor. Vipassana’nın kelime karşılığı olarak “olduğu gibi görme” anlamına geliyor. Bedensel algı, düşünce ve duygulara odaklanıyor ve kişinin kendini gözlemlemesi ve kendini dönüştürmesini amaçlıyor. Kısacası mindfulness özel bir beceri gerektirmiyor.

Hayatın akışı içinde, anda durup kendimize bakmamız ve anın farkına varmamızı ifade ediyor. Kendimize sorduğumuz basit ama gerçek bir “nasılsın?” sorusu bile bu farkındalığa ulaşmak için bir adım olabiliyor. İbadet etmek, yazmak, resim yapmak, dans etmek gibi pek çok davranış bizim için bir çeşit meditasyon uygulamasına dönüşebilir ve anı yakalamamıza ve farkındalığa ulaşmamıza yardımcı olabilir.

Mindfulness: İçsel Farkındalık

Mindfulness yani Bilinçli Farkındalık, içsel farkındalık ve dışsal farkındalık olarak ikiye ayrılıyor. İçsel farkındalık tarafı, fiziksel, duygusal, düşünsel ve spiritüel olarak kendi içinde dörde ayrılıyor. Dışsal farkındalık tarafı ise, mikro odaklı ve makro odaklı olarak kendi içinde ikiye ayrılıyor. Bu noktadan baktığımızda görüyoruz ki; mindfulness kavramı yalnızca meditatif bir çalışmayı tanımlamıyor. İnsanın ekosistemiyle birlikte devreye alınmasını gerektiriyor.

Bu noktada, içsel olarak tanımladığımız farkındalık büyük önem taşıyor. İnsan ne zaman ki; fiziksel, duygusal, düşünsel ve spiritüel bedenini bütünsellikte netleştirip, belli bir noktada eşgüdümlü olarak dengelemeyi başarabilirse o zaman farkındalığa ulaşması mümkün olabiliyor. Bu durum sıfır noktası olarak adlandırılıyor. Mindfulness da aslında tam olarak bunu ifade ediyor. Pozitif ya da negatifi değil sıfır noktasını bulabilmek anlamına geliyor. İnsanın sıfır noktasında durabilmesini ve dengeyi sağlayabilmesini ve optimizmi gerçekleştirebilmesini ifade ediyor.

Bilincimiz Arttıkça Memnuniyetimiz Artıyor

Bilinç, farkındalık ve minfdulness seviyesi arttıkça memnuniyet artıyor. Burada altı çizilmesi gerek nokta ise şu; farkındalık ile “mutluluk” değil “memnuniyet” artıyor. Mutluluk anı iyi geçirerek elde edilebiliyor. Fakat hayat memnuniyeti; kendinizi sıfır noktasında tutarken belli bir yolu devam ettiren ve yol alınan bu süreç içerisinde gerçekleştirdiğiniz hayallerinizin hazzı neticesinde elde ettiğiniz bir duygu. Bu sebeple; “happiness” ile “contentedness” kavramlarını ayrıştırmak gerekiyor. Yani hayat mutluluğu ve hayat memnuniyeti arasındaki farkı iyi biliyor olmak gerekiyor. Birey, yüksek bilinç haline ulaştığında, sıfır noktasında varoluşu sürecinde bu ayrımın da farkındalığına ulaşabiliyor.

Mutsuzluk Sürecinden Memnuniyet Sürecine

Farkında olmak; konuşulmayan, çok derinde olanları da bilmek anlamına geliyor. Jean-Jacques Rousseau’ya göre bilmek; mutluluk değil mutsuzluk getiriyor. Fakat işte tam da bu noktada mindfulness kavramı devreye giriyor. İnsanın bu mutsuzluk sürecinden memnuniyet sürecine geçebilmesi için etrafında neler olup bittiğinin farkına varması gerekiyor.

İnsanın dünya için bir değer üretme kaygısı genlerine işlenmiştir. Var olduğumuz ilk andan itibaren bu değer ve farkındalık zinciri başlıyor ve yaşantımız boyunca adım adım ilerliyor. Bu yüzden de mutluluktan memnuniyete geçebilmek, anın farkına varabilmek ve kendimize odaklanmak şart. Mindfulness hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak istiyorsanız Doç. Dr. Gamze Sart ile iletişime geçebilir, YouTube kanalına abone olabilirsiniz.

Open chat