Üniversiteler ile ilgili en çok dikkat edilmesi ve bilinmesi gereken unsur şu: Siz bir üniversiteye başvuruyor iseniz, o üniversitenin kaçıncı jenerasyon olduğunu biliyor olmanız çok kıymetli bir konu. O yüzden günümüzde en fazla konuşulan konulardan bir tanesi bu. Birinci nesil, ikinci nesil, üçüncü nesil, dördüncü nesil üniversiteler. Bunlar hangileri? Ne anlama geliyor? Nelere dikkat edilmesi gerekiyor? Hangilerine başvurulmalı?

 

 

 

 

 

 

 

Birinci nesil üniversiteler genel itibariyla yabancı dilini Latince olarak bildiğimizve eskiden beri; 1400-1300’lü yıllarsan gelen üniversiteler. Bu üniversiteler, örneğin bugünkü Oxford, Cambridge gibi, aynı zamanda birinci nesil olarak kurulmuş, sonrasında kendisini yapılandırarak ikinci, üçüncü ve dördüncü nesile geçmiş olan üniversiteler. Birinci nesil üniversiteler; genel itibariyla 300-500-600 bin kişilik öğrencinin eğitim aldığı üniversiteler. Mesela buna en iyi örneklerden bir tanesi SUNY – The State University of New York, pek çok öğrenciye eğitim vermekte. Bir kısım eğitimi de hatta online olarak yapmakta. Buna en iyi örneklerden bir tanesi yine Anadolu Üniversitesi. Dünya çapında online eğitim ile beraber pek çok gencin bu anlamda üniversite eğitimi almasını sağlayan birinci nesil üniversite olarak nitelendiriliyorlar.

İkinci nesil üniversiteler ise daha farklı. İkinci nesil üniversiteler daha çok Ar-Ge yapan üniversiteler. %30 – %40 oranında İngilizce tercih ediliyor, ondan sonra ise o bölgenin ya da bulunduğunuz ülkenin resmî dilini kullanıyorsunuz. Bu üniversiteler daha çok Araştırma-Geliştirme yapıyorlar, genel itibariyla daha içlerine kapanık üniversiteler. Genelde şehrin dışında yer alıyorlar ve Ar-Ge konusunda ihtisaslaşmış üniversiteler olarak biliniyorlar. Buna en iyi örneklerden bir tanesi mesela, çok iyi bilinen Caltech.Tamamen Ar-Ge üzerine ihtisaslaşmış, yeni nesil bir üniversite. Ya da, University of Michigan. Devlet üniversitesi olarak gerçek anlamda bir alanda yer alıyor ve Araştırma-Geliştirme alanında gerçekten fark yaratan üniversite olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de buna en iyi örneklerden bir tanesi ise İstanbul Üniversitesi ya da Marmara Üniversitesi.

Üçüncü nesil üniversitelerde ise yabancı dil İngilizce ve İngilizce’nin yanı sıra, önemli olarak, en büyük farklarından bir tanesi, Ar-Ge’nin dışında, özellikle işletme alanlarında ya da endüstrinin yapılanması alanında çok etkin olan üniversiteler olarak biliniyorlar. Bunlara en iyi örneklerden bir tanesi London School of Economics mesela. Ya da, bu üniversiteler gerçek anlamda Araştırma-Geliştirme ile beraber insana dokunan üniversiteler olarak bilinen hastaneleri de içinde bulunduran, büyük bir ekonomik gücü elinde bulunduran üniversiteler olarak şekilleniyorlar. Buna en iyi örneklerden bir tanesi Harvard Üniversitesi. İstanbul Üniversitesi’nin özellikle Çapa ve Cerrahpaşa kampüsleri bunun en iyi örneklerden. Bu üniversitelerin en önemli özellikleri gerçek anlamda binlerce hastaya birlikte bakıp, aynı zamanda üniversitede Araştırma-Geliştirme ile beraber ânında uygulama ve yapılandırma ile beraber fark yaratan üniversiteler olarak nitelendiriliyorlar.

Şimdi gelelim dördüncü nesil üniversitelere. Dördüncü nesil üniversiteler şu anda en önemli ve en fazla revaçta olan üniversiteler olarak biliniyorlar. Bu üniversitelerin yabancı dil tercihleri İngilizce değil sadece. Bu üniversitelerin en büyük yetkinlikleri 21. yüzyılın ihtiyacı olan yapay zekâ gibi alanlarda yetkinliklerinin çok yüksek olmaları. Bunun en büyük örneklerden bir tanesi elbette ki Stanford Üniversitesi. Ya da bunun için büyük gayret gösteren MIT. Bugün, dördüncü nesil üniversite anlamında büyük çaba gösteren, aynı zamanda Uzak Doğu’da Şangay ya da Hong Kong Teknik Üniversitesi veya Tokyo gibi üniversiteler de yer almakta. Bu üniversitelerin asıl amaçlarından bir tanesi teknoloji ve inovasyon alanında büyük fark yaratan büyük çalışmalara imza atmak. Özellikle Almanya’da Max Planck ve TUM diye bildiğimiz üniversiteler; Hollanda’da Eindhoven ve Delft; İngiltere’de Oxford, Cambridge ve özellikle de Imperial; ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Koç ya da Sabancı bu tür üniversitelere örnek verebileceğimiz üniversiteler. Dördüncü nesil üniversitede asıl mesele, gerçek anlamda insana dokunan, sadece sanayinin kâr etmesini gütmeyip inovasyon ve teknoloji ile beraber, dünyada çığır açacak çalışmalara önayak olmak.

Bu üniversitelerin en önemli farklılıklarından bir tanesi, “pure science” diye geçen temel bilim alanına çok önem veriyor olmaları. Matematik, fizik, kimya, biyoloji gerçek anlamda bu üniversiteler tarafından çok önemseniyorlar. Bunun dışında da özellikle bilgisayar alanında önemli fark yaratacak çalışmalara önayak oluyorlar. Hele bu üniversitelerin bir de yaşam bilimleri alanındaki özellikleri, biyoteknoloji ile birlikte birleştirerek yapılandırdığında müthiş bir sonuç çıkıyor. Bu nedenden dolayı birçok üniversite mutlaka kendi içinde yaşam bilimlerini, biyoteknoloji ve tıp fakültelerini açma gayreti içinde. Çünkü amaç, insan için insanla birlikte önemli bir çalışma alanı ve ekosistemi oluşturabilmek. O yüzden dördüncü nesil üniversiteler önümüzdeki dönemde ciddi anlamda yapılanacak. Bu anlamda buna ayak uyduramayan üniversitelerde büyük bir gerileme olacak. O yüzden en çok öğrencilere ve ailelerine önerdiğim konulardan bir tanesi şu: Lütfen, ismi olan değil, bölümünde belli bir yerde olan üniversiteleri tercih etmek asıl önemli olan. Çünkü o üniversiteleri o üniversite yapan, ya da bölümü bölüm yapan kısım, oradaki üniversite hocalarının ve hatta daha da önemlisi, üniversite hocalarının gelmelerine neden olan groundlarla ile birlikte yapılan Ar-ge çalışmaları; Araştırma ve geliştirmeler. Bu arada yapılan patentler, kurulan ve düzenlenen araştırmalar öyle bir noktaya geliyor ki artık bugün üniversite hocaları bu strateji içinde kendi şirketlerini, kendi öğrencileri ile birlikte kurarak çok önemli çığır açacak olan çalışmaların altına imza atıyorlar. Bu vesile ile başka bir videoda da bahsedeceğim üzere üniversiteler artık sadece üniversite eğitimi ile kalmayıp, “boot camp” diye adı geçen, önemli, 4, 6,12 ya da 18 aylık, önemli, sıkıştırılmış eğitimler de veriyorlar. Bu eğitimler artık öyle bir hâle geldi ki, herhangi bir başka üniversiteden mezun olsanız bile, artık bir başka üniversitenin, mesela MIT’nin veya Stanford’ın ya da UC Berkeley’nin, boot camp’ine katılarak kendi hayatınızda yaşam boyu eğitim bir parçası olarak kendinizi geliştirecek yeni teknoloji alanında da fark yaratacak bir eğitimi ve öğrenimi kazanabilirsiniz. Artık eğitimde, öğrenimde ve gerçek anlamda alanların ihtiyacı olan insan kapasitesinin farklılığında büyük değişim var. Asıl amacımız da zaten bu değişimi iyi yakalayabilmek, önceden görmek, tedbir almak, olabildiğince hızlı bir şekilde hazır olabilmek.

Yeni nesil üniversiteleri detaylı olarak anlattığım YouTube videoma göz atabilirsiniz.

Open chat