Araştırma Üniversiteleri Toplum Yararına Yeni Bir Çağın Başlangıcı Olabilir

Araştırma üniversiteleri, eğitimde, endüstride ve sosyal yapıda yepyeni bir döneme girdiğimiz bu süreçte çok kıymetli olacak. Gelin, birlikte bunun nedenlerini inceleyelim.

Başlarken özellikle 21. yüzyılda etkili olan ‘singularity’ ya da teknolojik tekillik olarak kavramlaştırdığımız inovasyon ve teknoloji odaklı yeni bir girişimden söz etmek istiyorum. Buna göre gelecekte yapay zeka insan zekasının ötesine geçerek insanlık tarihinde ciddi bir değişim yaratacak. Bu değişim her şeyden önce yapay zeka, makine öğrenmesi ve bunların paralelinde big datanın yönetimiyle ilgili konumlarda devreye girecek. Diğer taraftan bu aşamada yeniliğe açık olmak önemli; çünkü teknoloji doğru kullanıldığında insan yaşamını olumlu yönde etkiliyor. Örnek vermek gerekirse; bu değişimin %65’inin yaşam bilimlerinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Bu ne anlama geliyor?

Yaşam bilimleri;

  • İnsanların yaşlanmasıyla ve insan ömrünün 120 yaşa yükselmesiyle beraber, yaşamın tamamını ilgilendiren; yani çocukluktan ölene kadar geçen süreçteki sağlıklı yaşamı sağlayan araştırmalar,
  • Eğlence de dahil olmak üzere duygusal düzeydeki yapıda, insanların tamamını ilgilendirecek konulardaki çalışmalar,
  • Eğitim başta olmak üzere entelektüel gelişimi ilgilendiren konularda çalışmalar ve
  • Bireyin sosyalleşmesi sürecindeki birçok aktivitenin araştırılmasını içeriyor.

Bugün, bu konularla ilgili “deep down” adı verilen derinlemesine inceleme yapmaya ihtiyacımız var. Araştırma üniversiteleri tam da bu yüzden çok önemli olacak!

Araştırma üniversiteleri nedir?

Bu soruya verilecek cevap, araştırma üniversitesi ile ne kastedildiğini net bir şekilde tanımlamak; eğitim alanındaki değişimleri ve gelişmeleri en doğru şekilde yorumlamamıza yardımcı olabilir.

İlk başta üniversiteler ‘teaching’ yani öğretim yapıyorlardı. Kitlesel anlamda herkese eğitim vermek zorundaydılar; topluma ve insanlara dört boyutta hizmet veriyorlardı:

  1. Akademisyen ve araştırmacılar yetiştirmek,
  2. Profesyonellere çalışma alanı açmak,
  3. Girişimci yetiştirmek,
  4. İnsan kaynağı konusunda destek vermek.

 

İkinci seviyeye çıkan üniversiteler, Türkiye’de sadece Ar-Ge’yi ön plana çıkarıyordu. Ancak bu seviyedeki üniversiteler gerçekten iş dünyasına ve topluma dokunmadığı için Ar-Ge çalışmaları sadece belli bir düzeyde kalıyordu.

Üçüncü jenerasyon dediğimiz üniversiteler ise endüstriyle işbirliği yapan üniversiteler olarak karşımıza çıktı.

Bunun bir üst seviyesi ve son jenerasyon olan 4. nesil üniversiteler, topluma dokunan üniversiteler, toplumun ihtiyacına yönelik çalışma yapan üniversiteler oldu. Amerika’da 10 yıl önce; Avrupa ve İngiltere’de 5 yıl önce üniversitelerde yapılan çalışmaların benzeri 3-4 yıldan beri Türkiye’de de yapılıyordu. Bu süreç içinde üniversiteler, karı odağına almış olan endüstrinin ötesine geçerek toplumun ihtiyaçlarına hitap etmeye başladı. Bugün UX dediğimiz ters mühendislik sayesinde toplumun ihtiyaçlarını giderecek çalışmaların tohumları atıldı. Böylece 4. nesil üniversiteler Türkiye’de de ortaya çıkmaya başladı.

Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi ülkemizin ilk 10 araştırma üniversitesi olarak görevine başladı. Bu üniversiteler tek başına araştırma konusunda değil, eğitim ve bilginin üretimi, aktarımı ve paylaşımı için de çalışır. Buralarda yalnızca derslerde verilen eğitim değil içerik açısından kapsamlı ve uygulayıcılar açısından kapsayıcı şekilde araştırmaların en iyi şekilde sürdürülmesi sözü verilir.

 

Türkiye’de 4. nesil üniversitelerin durumu

Bugüne geldiğimizde ise 4. nesil üniversiteler araştırma üniversiteleri olarak farklılaşıyor. Bunlar sadece lisans öğrencilerini değil, master ve doktora öğrencilerini de öne çıkararak araştırma sistemini yeniden yapılandırıyor. Patentleriyle, lisanslamalarıyla beraber kitlesel anlamda araştırmaların etkisinin arttırılması hedefleniyor. Bunun sonucunda ise iş imkanlarının çoğalacağı öngörülüyor.

Araştırma odaklı inovasyon ve teknoloji üreterek toplumun daha iyi hale gelmesini sağlayan yeni bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız. Türkiye’de şu an konum itibariyle genç neslin var olması, genel anlamda genç neslin zeka seviyesinin yüksek olması ve bu anlamda yapılan eğitsel yaklaşımlardaki farklılıklar geleceğe dair bazı ipuçları veriyor. Buna göre; Türkiye’de verilen eğitime yeni ürünlerin, yeni hizmetlerin, insana dokunan önemli çalışmaların dahil olacağını; bunun endüstriye kazandırdığı yeni fikirlerle çok daha etkili olacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle endüstriyel anlamdaki değişim topluma dokunan bir yapıda olduğu için bu 10 üniversitenin araştırma üniversitesi olarak çıkması çok heyecan verici.

Üniversiteye giriş sınavları yeni sisteme uyum sağlıyor

Çok yeni bir döneme doğru gidiyoruz. Diğer taraftan üniversiteye giriş sınavları da değiştiriliyor. Bu araştırma üniversiteleri için hazırlanan öğrenciler; sadece ezbere dayalı eğitimden çıkarak, topluma faydalı inovatif ve teknolojik projelerin altyapısını araştırmaya lisede başlıyor. Yani bu süreç K-12 dediğimiz dönemi de kapsayarak bu değişen yapıyı liseye yaymayı sağlıyor. Bu anlamda araştırma üniversiteleri ülkemizde ilk defa sınav odaklı sistemden çıkarak araştırmaya yönelmemizi destekliyor.

K-12’deki 18 milyon kadar genç ve üniversitelerdeki 7-8 milyon insan geleceğin en önemli sermayesi ve bu sermayenin en iyi şekilde yapılanması gerekiyor. Araştırma ve geliştirme becerisi kazanan akıllı çocuklar böylece, inovasyon, yaratıcılık ve yenilik anlamında çok daha etkin ve yetkin bir konuma erişme şansı bulabilir. Sınava dayalı değil, araştırmaya, geliştirmeye, yeni ürünler ortaya koymaya fırsat sunan araştırma üniversiteleri, Türkiye’de büyük bir değişime sebep olacak. Toplumun yapısını yeniden oluşturarak yepyeni bir çağı başlatacak bir adım atıldığını şimdiden söyleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir